a thing - Turco Inglés Diccionario

a thing

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Significados de "a thing" en diccionario turco inglés : 12 resultado(s)

Inglés Turco
Colloquial
a thing n. olay
Is that still a thing?
Bu olay hâlâ var mı?

More Sentences
a thing n. mesele
a thing n. hadise
a thing n. sorun
a thing n. problem
a thing n. sıkıntı
a thing n. popüler/çok tutulan isim
a thing n. meşhur/tanınan/önemli isim
a thing n. (romantik anlamda) birlikte olan
a thing n. tutulan/revaçta şey
a thing n. rağbet gören/moda şey
a thing n. gözde, popüler şey

Significados de "a thing" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
a sure thing n. elde bir
a thing taken by theft n. haram mal
see a thing through v. bir işi başarmak
be a thing of the past v. bir şey artık geçmişe ait bir şey olmak
be a thing of the past v. tarih olmak
fall back upon a thing v. sığınmak
hold a thing over someone v. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek
see a thing through v. tuttuğunu koparmak
be a thing of the past v. mazi olmak
fall back upon a thing v. güvenmek
do a mad thing v. çılgınlık yapmak
introduce a new thing v. ortaya çıkarmak
(a certain thing) slip one's mind v. aklından çıkmak
(a certain thing) slip one's mind v. akıldan çıkmak
have knowledge of a thing v. bir şey hakkında bilgiye sahip olmak
see a thing through v. bir girişimi başarmak
know a thing or two v. tecrübeli ve bilgili olmak
make a good thing of v. yararlanmak
make a good thing of v. kar çıkarmak
make a good thing of v. istifade etmek
depend on a thing v. bir şeye bağlı bulunmak
ask about a thing v. birisine bir şey sormak
ask someone for a thing v. birisinden bir şey rica etmek
(a certain thing) give someone a headache v. bir işten dolayı başı ağrımak
know a thing or two (about something) v. (bir şeyler hakkında) bir iki şey bilmek
have a thing going with someone v. aralarında bir şey olmak
have a thing going with someone v. arasında bir şey olmak
be pleased to do a thing v. yapmaktan memnun olmak
do a thing on the cross v. namussuzca davranmak
face (a thing) out v. cesurca yüzleşmek
make (a thing) one's business v. üzerine vazife edinmek
see about a thing v. dikkat etmek
take (a thing) amiss v. (bir şeye) gücenmek
take (a thing) amiss v. (bir şeyi) yanlış anlamak
be pleased to do a thing v. bir şeyi yapmayı arzulamak
face (a thing) out v. (bir konuyu) açık yüreklilikle ortaya koymak
make (a thing) one's business v. görev olarak üstlenmek
see about a thing v. göz önünde bulundurmak
as a general thing adv. genel olarak
such a thing expr. böyle bir şey
Phrases
worth of a thing is what it will bring expr. değeri ederi (piyasa karşılığı) kadardır
a is one thing, b is (quite) another expr. (bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok
a is one thing, b is (quite) another expr. (bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. (bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. (bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok
Proverb
a thing you don't want is dear at any price n. ucuz etin yahnisi yavan olur
a thing you don't want is dear at any price n. bir şey sadece fiyatı ucuz olduğu için alınmaz
a little knowledge is a dangerous thing yarı cahilden kork
there ain't no such thing as a free lunch her şeyin bir bedeli vardır
there's no such thing as a free lunch her şeyin bir bedeli vardır
a thing of beauty and a joy forever hoş ve güzel şeyler sonsuza dek yaşar
a thing of beauty is a joy forever hoş ve güzel şeyler sonsuza dek yaşar
little knowledge is a dangerous thing yarı cahilden kork
little learning is a dangerous thing az bilmek tehlikelidir
little knowledge is a dangerous thing az bilmek tehlikelidir
little learning is a dangerous thing yarı cahilden kork
if you want a thing done well do it yourself bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın
if you want a thing done well do it yourself kendi ununu kendin öğüt
if a thing is worth doing it's worth doing well bir şey yapmaya değerse iyi yapmaya değer
if a thing is worth doing it's worth doing well yapacaksan doğru dürüst yap
keep a thing seven years and you'll find a use for it sakla samanı gelir zamanı
keep a thing seven years and you'll always find a use for it sakla samanı gelir zamanı
have too much of a good thing sevilen şeyler çok tüketilirse eskisi kadar zevk vermeyebilir
love is an ideal thing, marriage is a real thing aşk; ideal olan, evlilik; gerçek olandır
whether a thing is worth doing or not really depends on how you look at it bir şeyin yapmaya değer olup olmadığı ona nasıl baktığına bağlıdır
worth of a thing is what it will bring ederi, gideri (piyasası) kadardır
a mind is a terrible thing to waste akıl ziyan edilmez
a mind is a terrible thing to waste akıl boşa harcanmaz
a mind is a terrible thing to waste akıl ziyan edilmeyecek kadar kıymetlidir
you can have too much of a good thing aşırıya da kaçmamak gerek
you can have too much of a good thing azı karar çoğu zarar
you can have too much of a good thing bir şeyin cılkını/suyunu da çıkarmamak gerek
you can have too much of a good thing her şey ölçüsünde ve kararında güzel
you can have too much of a good thing bu kadarı da biraz çok
you can have too much of a good thing bir şeyi fazla abartmamak gerek
a little learning is a dangerous thing yarı cahilden kork
a little learning is a dangerous thing az bilmek tehlikelidir
if you want a thing done well/right, do it yourself kendi ununu kendin öğüt
if you want a thing done well/right, do it yourself bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın
if you want a thing done well/right, do it yourself bir şey iyi/doğru yapılsın istiyorsan kendin yapacaksın
Colloquial
just a temporary thing n. geçici birşey
a colossally stupid thing to do n. yapılabilecek en büyük aptallık
a one-time thing n. bir kerelik bir şey
a close-run thing n. ucuz kurtulunan durum
a close-run thing n. kıl payıyla kazanılan şey
a sometime thing n. fırsat buldukça yapılan şey
a close-run thing n. az farkla kazanılan şey
a close-run thing n. ucuz yırtılan durum
a sometime thing n. ara ara yapılan aktivite
a close-run thing n. ucuz atlatılan durum
a close-run thing n. zar zor kazanılan şey
a sometime thing n. seyrek görülen şey
a close-run thing n. kıl payıyla kurtulunan durum
a close-run thing n. ucu ucuna kazanılan şey
a close thing n. kıl payıyla atlatılan durum
a close (or near) thing n. ucu ucuna kurtulunan olay
a close (or near) thing n. ucuz yırtılan durum
a close (or near) thing n. kıl payıyla atlatılan durum
a close thing n. ucuz atlatılan durum
a close thing n. ucu ucuna
a close thing n. az farkla
a close (or near) thing n. ucuz atlatılan durum
a close thing n. kıl payıyla kurtulunan olay
a close thing n. ucu ucuna kurtulunan olay
a close (or near) thing n. kıl payıyla kurtulunan olay
a close thing n. darı darına
a close thing n. kıl payı
a close thing n. ucuz yırtılan durum
a whole thing n. büyük mesele
a whole thing n. büyük hadise
a whole thing n. büyük sorun
a whole thing n. büyük sıkıntı
a whole thing n. büyük olay
a whole thing n. büyük problem
fall back upon a thing v. sığınmak
fall back upon a thing v. güvenmek
john and mary have a thing going expr. john ile mary arasında bir şeyler var
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. (o) farklı şey (bu) farklı şey
a is one thing, b is (quite) another expr. (o) farklı şey (bu) farklı şey
a is one thing, b is (quite) another expr. (bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. (bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil
a is one thing, b is (quite) another expr. (bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. (bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok
a (certain type of person or thing) among (others) expr. (birileri/bir şeyler) arasında en özel olanı
a (certain type of person or thing) among (others) expr. (birilerinin/bir şeylerin) en müstesnası
a (certain type of person or thing) among (others) expr. (birilerinin/bir şeylerin) en üstünü
a (certain type of person or thing) among (others) expr. (birilerinin/bir şeylerin) şahı
a (certain type of person or thing) among (others) expr. (birilerinin/bir şeylerin) en iyi/güzel örneği
a (certain type of person or thing) among (others) expr. (birileri/bir şeyler) arasında en üstün özelliklere sahip olan kişi/şey
a (certain type of person or thing) among (others) expr. (birileri/bir şeyler) arasında en müstesna olanı
(one) (has) never heard (of) such a thing expr. (biri) hiç böyle bir şey duymamış
(one) (has) never heard (of) such a thing expr. (biri) ilk defa böyle bir şey duyuyor
(and) a good thing too expr. (ve) bu harika bir haber
(and) a good thing too expr. (ve) bu harika oldu
(and) a good thing too expr. (ve) bu çok iyi oldu
(and) a good thing too expr. (ve) bu çok iyi bir haber
(and) a good thing too expr. (ve ) bu çok sevindirici bir haber
don't worry (about a thing) expr. (hiçbir konuda) endişelenme
don't worry (about a thing) expr. (hiçbir) kuşkun/endişen olmasın
hell of a (person or thing) expr. muhteşem ötesi/süper ötesi (bir kişi/bir şey)
hell of a (person or thing) expr. rezil/çok kötü/bombok (bir kişi/bir şey)
hell of a (person or thing) expr. fena/feci (bir kişi/bir şey)
hell of a (person or thing) expr. berbat/korkunç (bir kişi/bir şey)
Idioms
a sure thing n. kuşkusuz
a sure thing n. şüphesiz
a sure thing n. kesin
a thing or two n. birkaç ufak tavsiye/görüş
a thing or two n. bir iki şey
a near thing n. ucuz kurtulunan durum
a close/near thing n. ucu ucuna